40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.320,96%0,56
3.334,69%0,33
10.219,40%-0,06
02:00
İslam aleminin özlemle beklediği on bir ayın sultanı, bu yıl şubat ayının ikinci yarısında kapımızı çalıyor. Gökyüzündeki ayın evrelerine göre belirlenen hicri takvim sebebiyle, her yıl yaklaşık on bir günlük bir gerileme ile karşıladığımız bu mübarek vakit, bu kez kış ve bahar geçişine denk geliyor. Takvimin bu dinamik yapısı, dünyanın farklı noktalarında yaşayan inananlar için bambaşka bir tecrübe anlamına geliyor. Bir tarafta hırkalarla ilk iftar beklenirken, diğer tarafta yaz sıcağının altında sabır imtihanı veriliyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın verilerine göre, ülkemizde şubat ayının on sekizinci günü ilk teravih ile manevi iklim başlıyor, on dokuzunda ise bereketli sahur sofralarına oturuluyor. Ancak asıl merak edilen konu, küresel ölçekte bu ibadetin süresinin coğrafi konumlara göre nasıl bir farklılık gösterdiği.
Dünya üzerindeki konumumuz, güneşin doğuşu ve batışı arasındaki mesafeyi, dolayısıyla oruç tutulan saati doğrudan etkiliyor. Bu sene Ramazan ayının şubata rastlamasıyla birlikte, kuzey ve güney yarımküre arasında ciddi bir zıtlık oluşmuş durumda. Kuzey yarımküre henüz kış uykusundan uyanmaya çalışırken, güney yarımküre yazın en sıcak ve günlerin en uzun olduğu evreyi yaşıyor. Bu durum, güneyde yaşayan Müslümanların kuzeydekilere kıyasla masada daha geç vakitlerde buluşacağı anlamına geliyor.
Dünyanın en uç noktalarına bakıldığında tablo daha da netleşiyor. Örneğin, Şili’nin güney ucundaki yerleşim birimlerinde günün aydınlanması ile karanlığın çökmesi arasındaki fark yaklaşık on dört buçuk saati buluyor. Arjantin ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde ise bu süre on üç saati aşan bir tempoyla başlıyor. Kuzeyde ise tam tersi bir manzara hakim. Kış mevsiminin kısalttığı günler, kuzey yarımküre sakinleri için nispeten daha kolay bir süreç vadediyor. Ancak bu durumun da kendi içinde bir değişkenliği mevcut; günler uzadıkça, ayın başı ile sonu arasındaki fark keskinleşiyor.

Kuzey yarımkürenin uç noktalarında, özellikle de Grönland gibi bölgelerde oruç süresi şaşırtıcı bir grafik çiziyor. Ayın başlangıcında sadece dokuz saat civarında süren açlık vakti, güneşin yükselmesiyle birlikte ay sonuna doğru on iki saati geçmeye başlıyor. Bu hızlı değişim, kutup bölgelerine yakın yerlerde yaşayanlar için adaptasyon gerektiren bir durum. Norveç veya Rusya’nın kuzey hattında yaşayanlar, eğer Ramazan yaz aylarına denk gelseydi yirmi saati bulan rekor sürelerle imtihan olacaklardı. Neyse ki kış döngüsü bu yükü hafifletiyor. Hatta bu gibi ekstrem bölgelerde yaşayan bazı topluluklar, dini bir kolaylık olarak Mekke’nin saat dilimini esas alarak ibadetlerini yerine getirmeyi tercih edebiliyor.
Gelecek yıllara dair yapılan projeksiyonlar, kuzey yarımküre için oruç sürelerinin 2031 yılına kadar kısalmaya devam edeceğini gösteriyor. Bu, önümüzdeki birkaç yıl boyunca kuzeyde yaşayanlar için iftar sofralarının daha erken kurulacağı anlamına geliyor. Arap dünyasının merkezine, Mekke’ye baktığımızda ise daha stabil bir durum görüyoruz. Kutsal topraklarda ibadet süresi yaklaşık on bir buçuk saatten başlayıp, ay sonunda on iki saate evriliyor.
Ülkemiz özelinde baktığımızda ise doğu ile batı arasındaki boylam farkı, iftar saatlerinde belirgin bir kaymaya sebep oluyor. İstanbul gibi metropollerde ilk iftar akşamın ilerleyen saatlerinde açılırken, başkentte bu süre biraz daha erkene çekiliyor. Ancak asıl ilginç kıyaslama, Türkiye’nin en doğusu ile en batısı arasında yaşanıyor. Iğdır’ın uç köylerinde yaşayan bir vatandaş ile Gökçeada’da yaşayan bir vatandaş arasında, ayın ilk gününde tam bir saat on dört dakikalık bir zaman dilimi farkı bulunuyor.
Gökçeada sakinleri, batı ucunda olmanın getirdiği avantajla oruçlarını Aralık ilçesindeki kardeşlerine göre daha geç açıyorlar. Süre bazında bakıldığında ise mart ayına doğru sarkan günler, oruç saatlerini de yukarı taşıyor. Türkiye genelinde ay başında yaklaşık on iki buçuk saat olan süre, bayram yaklaştıkça on dört saate doğru tırmanışa geçiyor. Bu durum, baharın gelişiyle birlikte güneşin gökyüzünde daha fazla vakit geçirmesinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Uzun süreli açlık ve susuzluk, özellikle metabolizma üzerinde çeşitli etkiler yaratabiliyor. Bu noktada en çok dikkat edilmesi gereken meselelerden biri de insülin direnci ve kan şekeri dengesidir. Oruç tutarken vücudun enerji seviyesini korumak, sadece manevi değil fiziksel bir hazırlık da gerektiriyor. Sahur ve iftar sofralarında tercih edilen besinlerin içeriği, gün boyu hissedilecek yorgunluk seviyesini doğrudan belirliyor. Uzmanlar, glisemik indeksi düşük, yani kana yavaş karışan karbonhidratların ve protein ağırlıklı beslenmenin önemine dikkat çekiyor.
Egzersiz yapma alışkanlığı olanlar için de Ramazan ayı farklı bir planlama gerektiriyor. Vücudu aşırı susuz bırakacak ağır antrenmanlar yerine, iftardan birkaç saat sonra yapılacak hafif yürüyüşler veya esneme hareketleri, sindirimi kolaylaştırmak ve metabolizmayı canlı tutmak adına daha sağlıklı bir tercih olarak öne çıkıyor. Su tüketiminin ise iftar ile sahur arasındaki zamana yayılması, böbrek sağlığı ve sıvı dengesi açısından kritik bir önem arz ediyor.
Süreler ister dokuz saat olsun ister on beş saat, Ramazan ayının ruhu dünya üzerindeki tüm Müslümanları ortak bir paydada buluşturuyor. Coğrafi sınırların ötesinde, aynı niyetle başlanan bu yolculuk, farklı kültürlerin mutfaklarını ve geleneklerini de birbirine yaklaştırıyor. Şili’deki bir Müslüman ile Türkiye’deki bir Müslüman, farklı saatlerde de olsa aynı manevi hazzı tadıyor.
Ramazan, sadece aç kalmak değil, aynı zamanda nefis terbiyesi, paylaşma ve empati kurma ayıdır. Değişen vakitler ve ülkeler arasındaki saat farkları, bu evrensel ibadetin ne kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını ve ne kadar büyük bir çeşitliliği barındırdığını bizlere hatırlatıyor. Takvimin her yıl geriye gitmesi, her mevsimin kendine has güzelliğini bu aya taşıyor. Kimi zaman karda sahur yapılırken, kimi zaman çiçek açan ağaçların altında iftar sofraları kuruluyor. Bu döngü, yaşamın sürekliliğini ve inancın her türlü şarta uyum sağlayan gücünü temsil ediyor.
Bu yıl Ramazan ayı coğrafi konumlara göre farklı hikayeler yazacak. Kuzeydekiler kışın sükunetiyle, güneydekiler ise yazın enerjisiyle bu ayı idrak edecekler. Türkiye’de ise batıdan doğuya uzanan o uzun ince yolda, her şehir kendi vaktinde bereketi karşılayacak. Sağlık kurallarına uyarak ve bedensel limitlerimizi bilerek geçirilecek bir ay, hem ruhumuzu hem de bedenimizi arındıracaktır.
Ramazan ayının tüm dünyaya barış, huzur ve hoşgörü getirmesini temenni ediyoruz. Siz de bulunduğunuz bölgedeki imsakiye bilgilerini takip ederek, bu özel döneme hazırlıklı bir şekilde giriş yapabilirsiniz.

Uluslararası Dövme Sanatçısı Serdar Bölükbaşı, ABD Pazarında Güçlü Bir Profesyonel Profil İnşa Ediyor
1
Ramazan Heyecanı Başlarken: Dünya Genelinde Değişen Oruç Vakitleri ve Coğrafi Farklılıklar
7805 kez okundu
2
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
1628 kez okundu
3
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
1616 kez okundu
4
Hamas lideri Heniyye Türkiye’yi de kapsayan yurt dışı turuna çıkıyor
950 kez okundu
5
Hamas lideri Heniyye Türkiye’yi de kapsayan yurt dışı turuna çıkıyor
941 kez okundu