40,2607$% 0.13
46,7252€% 0.08
53,9495£% 0.21
4.320,96%0,56
3.334,69%0,33
10.219,40%-0,06
02:00
Kış aylarının gelmesi, mevsim geçişleri veya basit bir soğuk algınlığı… Hepimizin hayatının bir döneminde kabusa dönüşen, gece uykularını bölen ve sosyal hayatı sekteye uğratan o davetsiz misafir: Öksürük. Bazen boğazda hafif bir gıcıklanma ile başlar, bazen de göğsün derinliklerinden gelen ve tüm kaslarınızı zorlayan şiddetli nöbetlere dönüşür. Haftalarca sürebilen bu rahatsızlık sadece fiziksel bir yorgunluk yaratmakla kalmaz, aynı zamanda boğaz tahrişi ve ses kısıklığı gibi yan etkileri de beraberinde getirir. Hal böyle olunca eczane raflarını dolduran yüzlerce çeşit şurup, pastil ve spreyin neden devasa bir endüstri oluşturduğunu anlamak zor değil. Herkes bir an önce bu dertten kurtulmanın, o rahatsız edici sesten uzaklaşmanın peşinde.
Ancak akıllara takılan çok temel bir soru var: Parlak ambalajlı, iddialı sloganlarla satılan bu tıbbi ürünler gerçekten mucizeler yaratıyor mu? Yoksa büyükannelerimizden öğrendiğimiz, mutfak dolaplarında saklı duran basit malzemelerle hazırlanan karışımlar, en az o pahalı ilaçlar kadar, hatta belki de daha fazla etkili olabilir mi? Bu soruların peşine düşen araştırmacılar ve göğüs hastalıkları uzmanları, evdeki doğal çözümlerin bilimsel altyapısını mercek altına alıyor. Manchester Üniversitesi’nde görev yapan ve öksürük üzerine uzmanlaşmış bir kliniğin başında bulunan Profesör Jacky Smith’in paylaştığı bilgiler, doğru bildiğimiz yanlışları düzeltirken, mutfağımızdaki bazı malzemelere bakış açımızı tamamen değiştiriyor.
Öncelikle düşmanımızı tanımamız gerekiyor. Uzmanlara göre temelde iki farklı öksürük mekanizması ile karşı karşıyayız. Birincisi, boğazda sürekli bir tüy varmış hissi yaratan, kuru ve gıcık tarzı öksürükler. İkincisi ise daha derinden gelen, ciğerlerin dolu olduğu hissini veren ve genellikle balgamın eşlik ettiği göğüs öksürükleri. Eczaneye gittiğinizde her iki tür için de ayrı ayrı formüle edilmiş sayısız seçenekle karşılaşırsınız. Ancak işin uzmanları, bu renkli şişelerin içerisindeki sıvıların hastalığı kökten çözmekten ziyade, semptomları bir nebze olsun hafifletmeye yaradığını belirtiyor. Yani şuruplar, sihirli bir değnek gibi sorunu ortadan kaldırmıyor, sadece süreci biraz daha katlanılır kılıyor. Hatta Profesör Smith gibi konunun en yetkili isimleri bile kendi hayatlarında bu ticari ürünleri neredeyse hiç kullanmadıklarını itiraf ediyor. Peki, modern tıp dünyasının içindeki bir profesör neye güveniyor? Cevap aslında oldukça tanıdık: Bal ve limon.

Yüzyıllardır her evde uygulanan, nesilden nesile aktarılan sıcak su, bal ve limon karışımı, sadece bir şehir efsanesi değil, bilimsel temelleri olan güçlü bir destekleyici. Uzmanlar, bu karışımın başarısının arkasında yatan sırrın “bal” olduğunu vurguluyor. Bilimsel veriler ışığında en umut vadeden gıda maddesi olarak öne çıkan bal, yapısı ve içeriğiyle fark yaratıyor.

Buradaki mekanizma oldukça ilginç. Çok yoğun tatlılığa sahip maddelerin dilimize temas ettiği anda, beyne giden sinyaller aracılığıyla öksürük refleksini baskılayabildiğine dair güçlü bulgular mevcut. Özellikle gece boyunca öksürük nöbetleri nedeniyle uyuyamayan çocuklar üzerinde yapılan gözlemler, balın öksürük sıklığını ve şiddetini azaltmada etkili olduğunu gösteriyor. Ticari şurupların çalışma prensibi genellikle boğaz yüzeyini kaplayarak (demulsent etki) tahrişi azaltmak üzerine kuruludur. Bal, doğal kıvamı ve yapışkanlığıyla bu görevi sentetik maddelere ihtiyaç duymadan mükemmel bir şekilde yerine getiriyor. Soğuk algınlığında boğazda hissedilen o dayanılmaz kaşınma hissini yatıştırarak, kişinin rahat bir nefes almasına olanak tanıyor.
Son yıllarda popülerliği artan “altın süt” gibi karışımların başrol oyuncusu zerdeçal, öksürük tedavisinde de sıkça gündeme geliyor. Ancak bilim dünyası bu konuda biraz daha temkinli. Zerdeçalın öksürüğü bıçak gibi kestiğine dair henüz kesinleşmiş, geniş çaplı bir bilimsel kanıt bulunmuyor. Fakat uzmanlar, “kanıtın olmaması, etkisiz olduğu anlamına gelmez” diyerek kapıyı açık bırakıyor. Zerdeçallı sıcak bir içeceğin faydası, belki de içindeki etken maddeden çok, hazırlanış şekli ve ısısıyla ilgili olabilir. Boğazınız tahriş olmuş ve hassaslaşmışken, sıcak ve yumuşak içimli bir sıvıyı yudumlamak, yutkunma refleksini çalıştırarak bölgedeki hassasiyeti azaltabilir. Yani zerdeçallı bir çay içtiğinizde hissettiğiniz rahatlama, plasebo etkisi veya sıvının fiziksel rahatlatıcılığından kaynaklanıyor olabilir.
Öte yandan zencefil ve sarımsak cephesinde durum biraz daha farklı ve heyecan verici. Bu keskin tatlı ve aromalı bitkilerin, solunum yollarımızdaki ve boğazımızdaki özel iyon kanalları üzerinde etkisi olduğu düşünülüyor. Tıbbi terminolojide TRPA1 olarak adlandırılan bu reseptörler, aslında vücudumuzun savunma mekanizmasının bir parçası. Zararlı kimyasalları algılayıp akciğerleri korumakla görevliler. Ancak hastalık durumunda aşırı hassaslaşabiliyorlar. Zencefil ve sarımsak gibi güçlü bileşenler, bu reseptörleri tabiri caizse “meşgul ederek” veya “doyurarak” duyarsızlaşmalarını sağlayabilir. Acı biberin içindeki yakıcı madde olan kapsaisin de benzer bir etkiye sahip. Nitekim piyasadaki bazı öksürük pastillerinin içeriğinde kapsaisin bulunması tesadüf değil. Teorik olarak, zencefil ve sarımsak tüketmek, boğazdaki bu aşırı uyarılmış sinir uçlarını sakinleştirerek öksürük dürtüsünü azaltabilir.
Öksürük dendiğinde aklımıza gelen son şeylerden biri muhtemelen çikolatadır. Ancak kakaonun içerisinde bulunan “teobromin” adlı bir bileşen, araştırmacıların dikkatini çekmiş durumda. Hatta geçmiş yıllarda ilaç firmaları bu maddeyi ayrıştırıp bir öksürük ilacına dönüştürmek için laboratuvar çalışmaları bile yürüttü. Yapılan testlerde teobrominin, öksürük refleksini tetikleyen sinirlerin hassasiyetini düşürdüğü gözlemlendi. Ancak gerçek hayattaki etkisi laboratuvar ortamındaki kadar dramatik olmadı ve çalışmaların sonucu “küçük bir etki” olarak kayıtlara geçti. Yine de öksürürken kendinizi şımartmak isterseniz, bu bilgi harika bir bahane olabilir. Dikkat etmeniz gereken nokta ise seçtiğiniz çikolatanın türü. Sütlü ve şekerli çikolatalar yerine, kakao oranı yüksek bitter çikolataları tercih etmek, daha fazla teobromin almanızı sağlayacaktır. Bu yöntem, kesin bir tedavi olmasa da en lezzetli deneme olacağı kesin.
Son dönemde her derde deva olarak sunulan probiyotikler, öksürük konusunda henüz rüştünü ispatlamış değil. Bağırsak florasının genel sağlık üzerindeki etkisi tartışılmaz olsa da, ağız yoluyla alınan yararlı bakterilerin solunum yollarındaki iltihaplanmayı veya öksürük refleksini nasıl etkilediği konusunda bilim dünyası net konuşamıyor. Araştırmalar henüz başlangıç aşamasında olduğu için, sadece probiyotik takviyesi alarak öksürüğü geçirmeyi beklemek şimdilik biraz fazla iyimser bir yaklaşım olabilir.
Halk arasında en yaygın inanışlardan biri, süt ve süt ürünlerinin balgamı artırdığı ve öksürüğü kötüleştirdiğidir. Klinik gözlemlerde hastalar sıklıkla sütten şikayet etse de, tıp literatüründe sütün mukus üretimini artırdığına dair biyolojik bir kanıt bulunmuyor. Bu durumun sebebi muhtemelen sütün kıvamıyla alakalı. Süt içildiğinde ağız ve boğazda bıraktığı o kaplayıcı tabaka, zaten balgam sorunu yaşayan birinin kendini daha “dolu” ve rahatsız hissetmesine neden olabilir. Yani bu biyolojik bir artıştan ziyade, algısal bir rahatsızlık hissidir.

Ancak uzak durulması gerekenler listesinde somut bir gerekçesi olan bir madde var: Kafein. Kahve, çay ve asitli içeceklerde bolca bulunan kafein, doğrudan öksürüğü tetiklemese de dolaylı yoldan süreci uzatabilir. Kafein, mide asidini artırıcı ve mide kapağını gevşetici etkisiyle reflüye zemin hazırlar. Mide asidinin yemek borusuna kaçması ise boğazı tahriş ederek inatçı öksürüklerin en büyük sebeplerinden biri haline gelir. Uzmanlar, özellikle sebebi bulunamayan kronik öksürüklerde reflü ihtimalinin mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini ve kafein tüketiminin sınırlandırılmasını tavsiye ediyor.
Toparlamak gerekirse, öksürükle mücadelede mutfağımızdaki malzemeler sandığımızdan daha büyük bir rol oynuyor. Profesör Smith’in de altını çizdiği gibi, en etkili yöntemler bazen en basit olanlardır. Gün boyu düzenli aralıklarla su yudumlamak, ağızda bir pastil veya şeker emmek ve bal tüketmek, karmaşık ilaçlardan daha fazla rahatlama sağlayabilir. Buradaki temel prensip “yutkunma” eyleminin kendisidir. Yutkunmak, doğal bir refleks baskılayıcıdır ve boğazın nemli kalmasını sağlar.
Evinizdeki kavanozlardaki bal, buzdolabınızdaki limon veya baharat rafınızdaki zencefil, tıbbi birer mucize olmasalar da, size kendinizi daha iyi hissettirecek, boğazınızı yumuşatacak ve o zorlu günleri daha rahat atlatmanızı sağlayacak güvenilir dostlardır. Tedavi edici özellikleri sınırlı olsa da, sağladıkları konfor ve rahatlama hissi, iyileşme sürecinin en önemli parçasıdır.
Kaynak: BBC Türkçe

Enerji Depolayayım Derken Hastanelik Olmayın: Ginseng Dosyasını Açıyoruz!
1
Bilim İnsanları, Gerçek Et Gibi Kendini İyileştirebilen Yapay Et Dokusu Üretti
991 kez okundu
2
Bilim İnsanları, Gerçek Et Gibi Kendini İyileştirebilen Yapay Et Dokusu Üretti
930 kez okundu
3
Ünlü Rapçi Snoop Dogg, Oyuncu ve Spiker Olarak Bir Oyuna Resmen Eklendi
685 kez okundu
4
Apple’dan Tartışılacak Karar: 2021 iPhone’larda Bağlantı Noktası Olmayacak
671 kez okundu
5
Mad Max: Fury Road’un Devam Filmiyle İlgili Heyecanlandıran Açıklama
664 kez okundu